AHUDUDU YETİŞTİRİCİLİĞİ

Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü, 55149-SAMSUN

huscelik@omu.edu.tr

 

1. GİRİŞ

Üzümsü meyveler grubunda yer alan ahududu dünya üzerinde geniş yayılma alanına sahip olup Asya, Avrupa ve Amerika'nın ılıman ikilim kuşağında doğal olarak yetişmektedir. Bu meyve türlerinin yabani formlarına ülkemizin değişik yerlerinde rastlamak mümkündür. Karadeniz Bölgesinin batısından doğusuna kadar uzanan kuşak boyunca toprak ve hava oransal neminin fazla olduğu 1000 m’nin üzerindeki yerlerde yabani formları yaygın olarak bulunmaktadır. Son bir kaç yüzyıl içerisinde ıslah çalışmaları sonucu yabani formlara göre daha verimli ve kaliteli pek çok Kültür çeşitleri geliştirilmiş olup dünyanın değişik ülkelerinde bu çeşitlerin yetiştiriciliği yapılmaktadır

Ahududu 1960'lı yılların sonlarında adaptasyon amacıyla ülkemize getirilmiştir. Kültür çeşitlerinin ticari olarak yetiştiriciliği ise çok daha yenidir. Türkiye’de  ilk defa 1930'lu yılların sonlarında Bursa’nın köylerinde yetiştiriciliği yapılmaya başlanmış ve üretim miktarı 25000 tona ulaşmış bulunmaktadır. 1993 yılında ABD'den getirilen ve kültür çeşitlerine ait olan fidanlar Fındık Araştırma Enstitüsü bünyesinde adaptasyona alınmış ve olumlu neticeler sonucu Giresun’da da yetiştiriciliği başlamıştır.  Organik asitler, mineral maddeler ve vitaminler bakımından çok zengin olmaları diğer meyve türlerinden genel bir üstünlüğe sahip olduğunu göstermektedir.

Potansiyel olarak çok değerli bir meyve türü olmasına rağmen Karadeniz Bölgesinin özellikle doğu kesimlerinde aşırı nem ve hasat periyodunda yağan yağmurlardan dolayı yetiştiriciliği en zor olabilecek  üzümsü meyvedir. Yumuşak olan meyveleri çok kısa sürede bozulabilmekte, gerek meyveleri gerekse bitkisi birçok hastalık ve zararlıya karşı da son derece hassastır. Yoğun işgücü isteyen bir tarım kolu olan ahududu yetiştiriciliğinde ileri ülkeler özellikle hasat işini kendi ürününü kendin topla (KÜKET) yöntemi ile çözmeye çalışmaktadır. Ancak aile fertlerinden olan çocukların da hasat işine katkı sağlayacağı düşünülürse bölgemizde böyle bir sorun yaşanmayacaktır.

Organik asitler (Limon, elma, şarap), vitaminler (C, A, B, B2 ve B6) ve mineral maddeler (Fosfor, potasyum, kalsiyum ve demir) çok zengin olmaları diğer meyve tür­lerinden genel bir üstünlüğe sahip bulunduğunu göstermektedir. Meyve suyu sanayi başta olmak üzere, reçel, marmelat, komposto, jöle, şeker, pasta, dondurma çeşitli meyve şarapları, likör, meyve esansı, kurutma ve derin dondurmaya uygun olmaları nedeni ile büyük ölçüde ihraç edebilme imkanı bulunmaktadır. Diğer yandan hasat ambalaj ve nakliye zincirinin düzenli olması durumunda taze tüketimi için büyük pazarlarda şansı bulunmaktadır.

2. ANAVATANI VE KÜLTÜR TARİHİ

Pomolojik yönden "Üzümsü meyveler" grubuna giren Ahududu yeryüzünde geniş bir yayılma alanına sahiptir. Üzümsü meyvelerin doğal yaylıma alanları Asya kıtasında Sibirya, Mançurya, Altay Dağları, Tibet Yaylası, İran ve Kafkasya'dan bütün Anadolu, Kuzey Afrika, Avrupa ve Amerika kıtasında ABD ve Kanada’ya kadar uzanır. Asya, Avrupa ve Amerika'da kuzey kutbu sınırlarına kadar çıkmaktadır.  

Türkiye ahududu ve böğürtlenin anavatan sınırlan içerisinde yer almakladır Ahududu Kuzey Anadolu’da l000 metrenin üzerinde ve oransal nemi yüksek olan yörelerinde doğal olarak yetişmektedir. Doğal formların meyveleri genelde yöresel olarak toplanıp tüketilmektedir. Buralarda yöresel olarak “Kavuk Çileği” veya “Ağaç Çileği” adıyla tanınmakladır.

Üzümsü meyveler ile ilgili çalışmalara 20 Yüzyılın başlarında rastlanmaktadır. Son 50 yıl içerisinde de bir çok ülkede özellikle eski SSCB, ABD , Kanada ve bazı Avrupa ülkelerinde çalışmalar hızla artmış ve yabani formlara göre çok daha verimli, kaliteli ve ekonomik olarak yetiştiriciliği yapılabilecek pek çok kültür çeşitleri ortaya çıkarılmıştır.

Ülkemizde son yıllarda Bursa yöresinde ahududu yetiştiriciliği yapılmaya başlanmış ve 1500 da alanda 25000 tona  yakın ürün elde edilmiştir.  Ayrıca Samsun ve Giresun illerinde yapılan adaptasyon çalışmalarından olumlu sonuçlar alınmış, hatta Rize tarım İl müdürlüğü kanalıyla Rize’de ahududu fidanları dağıtılmış ve hızla üretime geçirilmeye çalışılmaktadır.

3. SİSTEMATİKTEKİ YERİ

Ahududu Rosales takımının Rosaceae familyasının Rubus cinsine girmektedir. Kültürü yapılan ahududuların çoğu diploid (2n=14) olup triploid ve tetraploid olanlar da vardır. İlk kez eski Yunanlılar tarafından İda Dağında bulunmuş ve bu dağın adı verilmiştir. Latincesi olan Rubus idaeus ismi­nin tür ismi İda dağından alınmıştır.  Türkiye’de meyvesi çileğe benzediğinden "Ağaç çileği" olarak Karadeniz yöresinde ise "Kavuk çileği" olarak da adlandırılmaktadır. İngilizcesi “Raspberry", Almancası "Himbeere" ve Fransızcası "Framboisier" dir.

Doğu ve Güney Asya da idaeabatus alt cinsine dahil 195 tür tespit edilmiş, bun­dan dolayı bu alt çınsın gen merkezi olarak bu bölge kabul edilmiştir. Avrupa kökenli kırmızı ahududuların tamamı Rubus idaeus var. vulgatus, Ameri­kan tipleri ise Rubus idaeus var. strigosus alt türlerinden ortaya çıkmıştır. Fakat modern çeşitler her iki kıtada da bu iki ırkın melezlenmelerinden elde edilmiştir. Kırmızı ahududunun Avrupa'da ilk defa kültüre alınması bundan 400 yıl öncesine rastlanmaktadır. Avrupa ırkı olan vulgatus tipi 1800 yılından önce ilk defa birleşik devletlere gir­miştir. Siyah ahududular Amerikan dışında nadiren yetiştirilmektedir.  Siyah ahududular kırmızılara göre kök sürgünlerinin  bulunmaması ve çoğalmalarının daldırma yöntemiyle yapılması bakımından da ayrıcalık gösterirler. Bugünkü ahududu ve böğürtlen çeşitlerinin büyük kısmı hibrit kökenlidirler.

2.SAYFA